Saltanatın Kaldırılması Ne Sağlanmasına Yönelikti?
Ah, saltanat… Genellikle okulda ya da kitaplarda okuduğumuz, tarihi derinliklerle dolu bir kavram. Ama bence bu konuya yaklaşırken biraz farklı bir açıdan bakmak lazım. İzmir’in sıcak havasında bir kahve içerek, kafamızda “Saltanatın kaldırılması neyin sağlanmasına yöneliktir?” sorusuyla dolaşırken, birden “Hah, ya gerçekten de neden kaldırıldı?” diye soruyorum. Neyse ki kafamdaki bu soruları cevaplayacak bir yazı yazmaya karar verdim ve artık o soruya dönebiliriz.
Saltanat Nedir, Ne Değildir?
Öncelikle, saltanatın ne olduğunu anladığımızdan emin olalım. Saltanat, bir hükümet şekli olarak padişahın mutlak güce sahip olduğu, yani tek bir kişinin tüm iktidarı elinde bulundurduğu bir yönetim biçimidir. Yani bir anlamda, sanki bugün bir arkadaşımın evine gittiğimde “Burası benim evim, ben ne dersem o olur!” diyen bir tip var ya, işte o kişinin tüm ülkeye hükmettiği bir sistem. Ancak, bu fazla otoriter bir şey, değil mi?
Tabii ki de, bu saltanat sadece çok eski zamanların bir modası değil; son zamanlarda bile küçük çaplı saltanatları evde görmek mümkün. “Bugün ne yemek yiyeceğiz?” diye soran birine “Ne istersen o” diyorsunuz, ama günün sonunda pizza söylendiği için her şeyin sonunda “Ben dedim, pizza diyordum ya” demek durumunda kalıyorsunuz. İşte bu, modern hayatın minik saltanatları. Ama her zaman işler böyle gitmez, işte tam da burada biz “saltanatın kaldırılması” konusuna geliyoruz!
Saltanatın Kaldırılması Ne Sağlanmasına Yöneliktir?
Hadi biraz ciddi olalım, hem de kısa bir süreliğine. Saltanatın kaldırılması, aslında halkın daha fazla söz sahibi olmasını sağlamak amacıyla yapılmış bir adımdı. Yani, bir bakıma “Herkes eşittir, padişah da kim ki?” düşüncesinin şekillendiği bir dönemde, halkın gücünü arttırma isteğiydi. Bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde, devrin padişahlarının biraz sıkılmaya başladığı, halkın da yönetimde daha fazla söz sahibi olma isteği duyduğu zamanlara denk geliyor.
Saltanat kaldırıldığında, aslında herkesin daha fazla özgürlüğe ve eşitliğe sahip olma yolunda bir adım atılmıştı. “Halkın iradesi” lafı her zaman duyulurdu ya, işte o sözlerin arkasındaki gerçek niyet buydu: Halk artık kararları alacak, sadece bir kişi değil. Zaten bunu kimse o dönem anlamaz, çünkü birinin saltanattan feragat etmesi demek, bir bakıma “Ben, bu zamana kadar olan tüm gücümü bırakıyorum” demekti. Gerçekten zor bir karar.
Gündelik Hayattan Komik Anlatımlar
Şimdi bir düşün, sabah işe giderken gözlüklerini evde unuttuğunda, bir türlü kimseye anlatamadığın o hayal kırıklığını… Ama ne yaparsın? İnan bana, bir hafta boyunca gözlüksüz çalışırsın, çünkü evde kalmış olman demek, tüm rutinini mahvetmen demek. İşte o kadar katı, o kadar güçlü bir sistem. Peki, saltanat da böyle bir şey değil miydi? O kadar güçlü ki, insanların “nasıl” ve “ne zaman” yaşadıkları her şey, birinin elinde.
Bunu anlatmak için çok uzatmak istemiyorum ama diyelim ki bir gün evde herkesin kararları tek başına verdiği bir sistemin içinde yaşadığınızı düşünün. “Çıkalım mı bugün?” diye sordukça, “Bugün çıkmayalım” cevabını aldığınız o anları hatırlayın. Artık kimse sormaz. Ve kimse de “ama ben istemiyorum!” diyemez.
O zaman bir bakarsınız ki, saltanat kaldırılmasa belki hâlâ herkes susarak en sevdiği yemeği yiyebilirdi ama “En son ne zaman evde sesli düşündüm?” diye sorarsınız. Saltanat kaldırılmasaydı, halk olarak sesimiz belki hiç duyulmazdı!
Yazın Kafasına Girebilir miyiz?
İşte tam bu noktada, kendi iç sesim devreye giriyor. “Saltanat kaldırılmıştı, değil mi? O zaman peki, niye hala bazen aynı sistemlere mahkûm oluyorum?” diye bir soru geliyor. Saltanatın kaldırılması, sadece sistemin değişmesini sağlamış olabilir ama bu düşünceyi zihinlerimizde nasıl değiştirebiliriz? Yani hala birilerine “Ne olacak peki bu iş?” dediğimizde, o kişiler bizden daha fazla yetkiye sahip değil mi?
Bazen düşündüğümde, belki de saltanatın kaldırılması, halkın tüm gücünü bir araya getirecek kadar etkili olamamış olabilir. Sonuçta, toplumda hala “kim daha fazla karar alır” diye bir yarış varsa, özgürlükten bahsedemeyiz, değil mi? Bu, aslında içsel bir saltanat. Kimse görmez, kimse de itiraz etmez.
Sonuç Olarak
Saltanatın kaldırılması, temelde toplumun daha eşitlikçi bir şekilde yönetilmesi için bir adımdı, ama bu sistemin aslında içimizde de nasıl yerleştiğini sorgulamak gerek. Gerçekten de, sistem değişmiş olsa da, bazen hala kendi içsel saltanatımızı kurabiliyoruz. Belki de biz de birer padişah adayıyız!
Neyse, bu yazıyı yazarken aslında ne kadar derin bir konuda düşündüm, değil mi? Ama sonuçta herkesin kendi saltanatını yönetebildiği bir dünyada yaşadığımızı kabul etmek de lazım. Bir de, unutmadan şunu ekleyeyim: Eğer evde ben kral değilsem, pizza siparişini ben veremem!