Esenköy Pazarı Hangi Gün? Bir Yerin Pazarı, Bir İnsanın Tercihi
Esenköy pazarı, Yalova’nın o “mütevazı” köylerinden birinin kalbinde yer alan, bana göre oldukça ilginç bir fenomen. Pazara dair birçok düşüncem var, ama önce net bir şey söylemek gerekirse, bu pazar gerçekten de her şeyin “doğal” olduğu iddiasını taşıyan ve öyle olmayı çok isteyen ama aslında bir yığın yansıma barındıran bir mekan.
Pazarın günü, önemli bir detay. Esenköy pazarı her çarşamba günü kuruluyor. Bunu hemen netleştirelim, çünkü bazen bu tür şeylerle ilgili bilgi eksiklikleri yüzünden insanın kafası karışabiliyor. Evet, çarşamba gününe odaklanacağız, ama işin asıl meselesi çarşamba günü pazar alışverişinin ne kadar “saf” olduğunu düşünmemiz. Yani, ben bu pazarı seviyorum ama birkaç husus var ki, onları da dile getirmem gerekiyor. Hadi gelin, hem sevdiğim yanları hem de sevmediğim taraflarıyla Esenköy pazarına dair biraz daha cesur bir bakış atalım.
Pazarda Ne Var, Ne Yok? (Güçlü Yönler)
Esenköy pazarı, Yalova’nın o sakin, huzurlu havasını taşıyan bir pazar. Çoğu insan için pazar demek, “köylü” tipi ürünler, taze sebzeler, meyveler ve biraz da el yapımı işler demek. Ve burada bunların hepsi var. Şimdi bu kadar güzel ürünün olduğu bir pazarda kim neyi eleştirebilir ki, demeyin.
İlk olarak, taze ürünler gerçekten bu pazarın en güçlü yanı. Buradaki pazarcıların çoğu yerel üretici, yani o etiketlerdeki “organik” yazıları daha çok görüyorsunuz. Domatesin kokusunu alırken, aslında o domatesi çocuğunuzun tabağında görmek istersiniz. Taze biberler, doğal zeytinyağları, özgün peynirler, hepsi sizi bir şekilde “ahh, burada bir şeyler farklı” dedirtecek kadar samimi.
Ve tabii ki, pazarda gezinirken bir esnafla muhabbet etmek… Hani o azıcık mızmızlanmalar, halinden şikayetler, ama sonunda bir gülüşle karışan samimiyet… Gerçekten burası, şehre inip “süpermarket alışverişi” yapmaya alışmış olan ben, kendimi bu pazarda başka bir dünyada hissediyorum. Aslında o kadar da kötü değilmiş bu yerel pazarlar, diyorsunuz.
Ama… Ama burada sevmediğim bir şey var. Aslında iki şey. Ama önce bu “doğallık” meselesini derinlemesine düşünelim.
Doğal Olmak Ne Demek, Gerçekten?
Pazara girdiğinizde karşılaştığınız her şey size “doğal” görünür. Zeytinyağları, sebzeler, peynirler… Her şey mükemmel, ama dikkatli bir gözle bakınca aslında burada biraz da “doğal” maskesi altına gizlenmiş pazarlama taktikleri görürsünüz.
Çünkü pazarda hep o “köylü ürünleri” klişesinin biraz abartıldığını hissediyorsunuz. Bazen o kadar çok organik ve “doğal” yazısı görüyorsunuz ki, içinde bir parça yapaylık da olabilir diye düşünmeye başlıyorsunuz. Hani “gerçekten organik mi?” sorusunu sormadan geçmek imkansız hale geliyor. İşte burada, pazarcıların yaptığı o hafif samimi espriler ve seni pazara çekmeye yönelik söyledikleri “İşte bu en iyi ürün, abla, en taze bu!” gibi lafları, aslında biraz fazla yapmacık olabiliyor. Kimse bunu belli etmez ama hepimiz az çok farkındayız.
Pazara Giden Yol ve Çarşamba Günleri
Esenköy pazarı çarşamba günü kuruluyor, evet. Ama bazen insanlar çarşamba günü pazarın kurulduğunu unutuyorlar. Mesela bir gün çarşamba sabahı gitmek istiyorsunuz, ama “Eyvah! Bugün pazar günü mü?” diye düşünmek zorunda kalıyorsunuz. Gerçekten çok tuhaf. Hani o hafta sonu markete gitmeyi alışkanlık haline getiren bir insan için, çarşamba günü pazara gitmek… biraz kafa karıştırıcı olabiliyor. Hele ki, mesela bir hafta gitmediniz ve birden o taze meyve-sebze, zeytinyağı kokusuna kapıldınız. “Aaa, ne kadar güzelmiş,” diyor insan ama bir yandan da içinden, “Buraya her zaman gelmek mi lazım?” diye geçiriyor.
Çarşamba günü kurulan pazarın karmaşası bir kenara, her şey biraz da zamanlama meselesi. Pazarın olduğu gün taze malzeme bulmak bir dert, bulamamak başka bir dert. Çünkü pazara gittiğinizde, saatine göre de değişebiliyor. Sabah erken gitmeniz lazım. Ama sabahın köründe kim kalkar? O yüzden bir de pazarın “ne zaman taze kalır?” sorusu var. Çünkü, o taze biberi almak için en iyi saat kaçtır? Çarşamba sabahı mı? Öğlen mi? Akşam mı? Yoksa pazarı kaçırdığınızda bir sonraki hafta mı?
Esenköy Pazarı: Huzurlu Ama Sıkıcı Bir Yer mi?
Esenköy pazarı, gerçekten huzurlu bir yer. Zaten Yalova’nın bu tarafındaki her şey daha sakin, daha “buradayız ama bir arada olmasak da olur” havasında. İnsanlar burada hiçbir zaman acele etmezler. Ama bazen, bu kadar huzur insanı sıkar mı? Yani, bir köy pazarında gerçekten ne kadar “derin” bir deneyim yaşanabilir? Soruyu sorarken de düşünüyorum: Bunu biraz daha fazla eğlenceye mi çevirsek? Yoksa sadece bir pazarda alışveriş yaparak mı geçirelim bu zamanı?
Bazen insanların burada takıldığı kasvetli sessizlik bile bana garip geliyor. Hani o kadar sakin ki, bir anda “Herkes neden burada bu kadar sessiz?” diye düşünüyorum. Herkes alışveriş yaparken kafasında kendi dertleriyle yürüyen, kimseyle konuşmayan insanlar…
Kapanış: Esenköy Pazarı, Gerçekten Ne Kadar Gerçek?
Bütün bunları düşündükçe, Esenköy pazarı ve onun yarattığı “doğallık” arasında bir denge kurmaya çalışıyorum. Şehir pazarlarında bulduğum o “hızlı” alışveriş ve o sürekli “yapmacıklık” arasında, bazen bir gün çarşamba günü gitmek gerçekten de faydalı olabilir. Ama bu pazar da kusurlarını gizlemiyor. Sadece orada olan gerçeklik, bazen abartılı bir maske altında şekilleniyor.
Sonuç olarak, Esenköy pazarı gerçekten güzellikleriyle kendine özgü bir alan yaratıyor. Ama tabii, buna kimse şüphe duymamalı: Yalova’da çarşamba günleri kurulması, bir nevi bir dönemin simgesi olmayı da sürdürüyor. Ama belki zamanla bu rahatlık ve huzur çok da cazip gelmeyebilir. Kim bilir?