İçeriğe geç

Boğazda kaç bademcik var ?

Kayseri’nin Soğuğunda Boğazımla Başlayan Hikâye

Bugünkü rehber içeriğimizde “Boğazda kaç bademcik var” hakkında bilinmesi gereken temel detayları aktarıyoruz.

Çocuklukta başlayan o ilk soru

Kayseri’de büyümek, kışın nefesinin bile buğulandığı bir şehirde kendi iç dünyanı da kat kat giydirmek gibi. Ben 25 yaşındayım ama hâlâ bazı anılar var ki, içimde ilk günkü tazeliğini koruyor. Özellikle çocukken sık sık hasta olduğum dönemler…

O zamanlar boğaz ağrısı benim için sıradan bir şey değildi. Sanki her hastalık, doğrudan konuşma yeteneğime saldırıyordu. Konuşamamak, çocuk halimle bana dünyanın en büyük eksikliği gibi gelirdi. Annem elime sıcak çorba tutturur, babam “geçecek” derdi ama ben sadece yutkunurken hissettiğim o acıya odaklanırdım.

Bir gün doktora gittiğimizde, odanın beyazlığı bile içimi ürpertmişti. Doktor bana bakıp “bademciklerin şişmiş” dediğinde ilk kez o kelimeyi bu kadar net duydum. Sonra aklıma saçma ama bir o kadar ciddi bir soru takıldı: Boğazda kaç bademcik var?

O an sormamıştım. Çekinmiştim. Ama eve döndüğümde aynanın karşısında ağzımı açıp kendime bakarken o soru içimde büyüdü. Sanki cevabını bulursam ağrım da azalacakmış gibi.

Boğazda kaç bademcik var sorusunun çocuk aklımdaki yankısı

Çocukken her şey daha somut. Acı bile daha net. Benim için boğazımda hissettiğim şey sadece bir ağrı değildi; orada yaşayan iki küçük şey vardı sanki, bana sürekli rahatsızlık veren iki yabancı.

“Boğazda kaç bademcik var?” diye kendi kendime fısıldadığımda, sanki sayıyı doğru bilirsem kontrolü ele alacakmışım gibi hissederdim. İki mi, üç mü, yoksa daha fazlası mı?

O yaşlarda bilmediğim şey şuymuş: Aslında çoğu insanda iki tane bademcik olurmuş. Ama çocuk aklı işte… Bunu bilmek bile yetmiyor. Çünkü insan bazen sayılardan çok hislere takılıyor.

Benim hissettiğim şey netti: boğazımda bir şey vardı ve ben onunla barışık değildim.

Gençliğe geçiş ve aynı sorunun yeniden ortaya çıkışı

Yıllar geçti. Liseye geldim, sonra üniversite derken Kayseri’nin sokaklarında artık çocuk değil, genç bir adam olarak yürümeye başladım. Ama bazı şeyler değişmiyor.

Soğuk havalarda yine boğazım hassaslaşırdı. Özellikle sabah erken derslere giderken nefesim buhar olurken içimde hafif bir yanma başlardı. O anlarda yine aynı soru aklıma düşerdi, sanki geçmişten gelen bir yankı gibi: Boğazda kaç bademcik var?

Artık cevabını biliyordum. Ama bilgi, her zaman rahatlatmıyor. Bazen sadece daha çok düşündürüyor.

Üniversite kantininde otururken arkadaşlarım gülüp sohbet ederken ben bazen dalıp giderdim. İçimde bir şeylerin eksik olduğu hissi… Sanki sadece fiziksel değil, duygusal bir tıkanıklık da vardı boğazımda.

Hastane koridorlarında büyüyen sessizlik

Bekleme salonunda geçen uzun dakikalar

Bir kış günü, hastalığım yine şiddetlendiğinde kendimi hastanenin bekleme salonunda buldum. O floresan ışıkların altında zaman daha yavaş akıyor gibiydi.

Etrafımda öksüren insanlar, annesinin elini sıkı sıkı tutan çocuklar, telefonuna bakıp hiçbir şey düşünmemeye çalışan gençler vardı. Ben ise sadece boğazımdaki o tanıdık acıya odaklanmıştım.

İçimden tekrar geçirdim: Boğazda kaç bademcik var?

Bu kez sorunun cevabını bilmek değil, o sorunun bende bıraktığı duyguyu anlamak istiyordum. Neden bu kadar takılı kalıyordum buna? Neden boğazımdaki iki küçük parça, hayatımın bazı dönemlerinde bu kadar büyük bir meseleye dönüşüyordu?

Doktorun söyledikleri ve içimdeki kırılma

Doktor muayene sırasında sakin bir sesle konuştu. “Sık enfeksiyon geçiriyorsun,” dedi. “Bademcikler bazen bu durumda sorun çıkarabiliyor.”

O an içimde garip bir boşluk hissettim. Sanki yıllardır tanıdığım ama hiç gerçekten konuşmadığım bir şey hakkında nihayet gerçek bir açıklama duymuştum.

Ama garip olan şu: Açıklama gelince her şey bitmiyor. Tam tersine, bazen insan daha çok düşünüyor.

Boğazda kaç bademcik var sorusu yine zihnime geldi ama bu kez çocukluk merakı gibi değil, daha ağır bir düşünce gibi.

Sanki bedenim bana bir şey anlatmaya çalışıyordu ama ben yıllarca onu yanlış dinlemiştim.

Evde geçen sessiz bir gece

Annemin çorbası ve içimdeki dalgalanma

Eve döndüğümde annem yine çorba yapmıştı. Kayseri’de soğuk bir kış gecesi, mutfaktan gelen o buhar bile insanın içini yumuşatıyor.

Ama ben o gece pek konuşmadım. Boğazım ağrıyordu, evet, ama daha çok içim ağrıyordu.

Annem “yine mi üşüttün?” dediğinde sadece başımı salladım. Konuşmak istemedim çünkü sesim bile bana yabancı geliyordu.

İşte o an fark ettim: Boğaz bazen sadece fiziksel bir yer değil. Bazen insanın söyleyemediklerinin toplandığı bir alan gibi.

Aynadaki yüz ve kendimle yüzleşme

Gece odama çekildiğimde aynaya baktım. Ağzımı açtım, tıpkı çocukken yaptığım gibi.

Ve yine aynı soru içimdeydi: Boğazda kaç bademcik var?

Ama bu kez cevap basit değildi. İki tane olduğunu biliyordum ama hissettirdikleri daha fazlaydı. Sanki yıllardır içimde biriken her cümle oraya takılı kalmış gibiydi.

O gece uzun süre uyuyamadım. Düşündüm, yazdım, sustum.

Günlüklerimde büyüyen duygular

Sayfalar arasında kaybolan ben

Kendimi anlatmanın en kolay yolu hep yazmak oldu. Defterlerim var, sayfaları biraz dağınık, kenarları kıvrılmış.

Bir sayfada mutluyum, bir sayfada kırgın. Bir diğerinde sadece sessizim.

O defterlerden birine şunu yazmışım:

“Boğazım bazen konuşmalarımı değil, hislerimi yutuyor.”

O cümleyi tekrar okuduğumda içimde garip bir sızı oluyor. Çünkü doğru.

Boğazda kaç bademcik var sorusu bile artık sadece bir merak değil benim için. Bir dönemin sembolü gibi.

Umutla gelen küçük değişim

Zamanla bazı şeyler değişti. Daha az hasta oldum. Daha çok konuştum. Daha çok sustum ama bilinçli sustum.

Hayat bazen boğaz ağrısı gibi: başlıyor, zorluyor, sonra geçiyor ama iz bırakıyor.

Şimdi geriye dönüp baktığımda o çocuk halimi görüyorum. Aynanın karşısında ağzını açıp kendine bakan o küçük çocuğu.

Ve ona şunu söylemek istiyorum: her şey sandığın kadar karmaşık değil ama hissettiklerin de asla gereksiz değil.

Hazelnutstore olarak “Boğazda kaç bademcik var” konusunda hazırladığımız bu içeriğin beğeninizi kazandığını umuyoruz. Bir sonraki yazıda buluşmak üzere!

Son düşünceler: İçimde kalan ses

Boğazdan kalbe uzanan yol

Bugün 25 yaşındayım. Kayseri’nin soğuk akşamlarında yürürken nefesim buhar oluyor ama içimde artık daha farklı bir his var.

Boğazda kaç bademcik var diye sormuyorum artık sık sık. Ama o soru tamamen kaybolmadı. Sadece başka bir şeye dönüştü.

Bazen bir anı, bazen bir sızı, bazen de sadece sessiz bir hatırlatma…

İnsan büyüdükçe bazı soruların cevabını değil, neden o soruyu sorduğunu anlamaya başlıyor.

Ve belki de en önemlisi şu: boğazda kaç bademcik olduğundan çok, o boğazın hangi cümleleri yuttuğu kalıyor geriye.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://myforumum.com https://atanurnakliyat.com.tr https://asrimoda.com.tr Sitemap
https://betexper.live/